31 Ağustos 2007 Cuma

RATATOUILLE YA DA HERKES YEMEK YAPABİLİR


RATATOUILLE filmini izledik dün. Çokk keyif aldım. Haftalar öncesinden filmden bizleri haberdar eden sevgili Kedikodu'ya teşekkürler

Ünlü bir fransız şefin hayranı olan, ve yemek yapmayı düşleyen bir minik farenin öyküsü anlatılıyor. Farecik gerçek bir gurme, kokluyor, tadıyor, seçiyor. Yemek yapmayı ve elbette yemeyi çok seven Nenoni başta olmak üzere, tüm yemekçi bloggerların izlemesini öneririm. Yemek yaparkenki çoşku, heyecan, koklamalar çok iştah açıcıydı.

28 Ağustos 2007 Salı

BONCUKLU TOKA VE KOLYE



Efendim ucuzcudan bi tane saç tokası alnır, deseni mühim diil. Çiçek teli tokanın alt kısmından dolaştırılarak üzerine boncuklar dizilir. İsterseniz fringe mi diyorlar o tekniği de uygularak istediğiniz kadar çılgınlık yapabilirsiniz

23 Ağustos 2007 Perşembe

BU DA ŞANSLI

Komşumuz, yaşlı ve uzunca süredir tedavi gören kedisini kaybedince, veteriner fakültesindekiler yerine hemmenn sahipsiz bir yavru vermişler. Pek terbiyeli, pek insana yakın bi minik. Minnoş cadısıyla arkadaşlık etsinler istiyoruz ama ı ıhh. Minnoş en iyi ihtimalle yavruyu görmezden geliyor ya da bi yanda sotada yatıyor. Yavruyu biraz yaklaştırsak pıhhlayıveriyor.
Kıskanç Minnoşumm benim.
Minik yavruyu net görüntülemek çok zor. Çekebildiklerim bunlar.


20 Ağustos 2007 Pazartesi

YİYORUM, YİYORUMM, UYUYORUMM



Hep Boncukçu'nun yüzünden. Abur cubur seviyo. Ben de alıştım. Meyveli yoğurt, danone, yopi hepsine bayılıyorum. Dondurma vermiyo dokunurmuş. Öbürlerinden azcık veriyo, hep kendi yutuyo çocuk şeylerini,bana yedirme bahanesiyle. Bana koca dötlü diyo ya neyyse... Hem sona ben böyle daha güsel oldum bikerem :))) Bence de Minnoş'um, hem armut dibine düşermiş, neydi öyle sıska sıska :)

Yoğurtları yedikten sona bi rehavet basıyo bana, hava da sıcak...



Eeehh, yeter ama çıt çıt, rahat bırak da uyuyalımm



10 Ağustos 2007 Cuma

BAŞKENTTE SU YOK

Bizim evde depo var şekerim, valla da bana ne, çok kalabalık da değiliz, yeter ... diyemiyorsunuz.
Hani kafalarımızı da kokoş yapalım, belki kırkından sonra becerebilip aptal ama çok mutlu oluruz şekerim..
Olmuyor. Doğuştan, tırnak içinde aptal bile olsanız bu kez kafanızı çevirmeniz zor.
Başkentte su yok.
Ankamall tuvaletlerini kapatmış.
Gazi hastanesinde ziyaretler sınırlanmış.
Çiftliğin yanından bile geçmek mümkün değil. Adı her ne ise dere berbat kokuyor.
Kimi işyerleri tuvaletlerini kapadı, kimisi sınırlandırdı (nasıl oluyor demeyin saatli:))
Bidon taşımaktan elleri yara olmuş insanları en 'mutena' yerlerde bile görmek mümkün.
Derken, Ankara'yı güzelim kenti koca bir köy de değil gecekondu güzeline çeviren Melih Gökçek kelimenin tam anlamıyla tüy dikti : YIKANMAYIN (bilmeyenler için bi ukalalık yapsam kızmazsınız umarım, batıdaki kimi saraylarda vaktiyle tuvalet bulunmazmış. Uygun bi yere hacet giderdikten sonra soylularımız üzerine bir kuştüyü dikip bırakırlarmış ki, kuruduğunda uşaklar tüylü saptan tutup atabilsinler. )
Gökçek, "Su sarfiyatını 650 bin metreküpe indirirsek kesintilere son vereceğiz. Halkımızdan istirhamım üç gün banyo yapıyorsanız iki gün yapın bir gün başınızı yıkayın" dedi.

Selçuk Erez ta kaç zaman önce geçmiş dalgasını inceden.

Sayın Belediyeciler, bunları yapmak güçse bazı daha inandırıcı önerilerde de bulunabilirsiniz:
* Su harcamayın-rakıyı susuz için!
* Suyla yıkanmayın-Süt banyosu yapın!
* Sifonun rezervuarına bir tuğla koyun!
* Yıkanmayın-Su gereken her durumda kumla teyemmüm edin!
* Tuvaletten sonra taşla silinin!
(25 Haziran 2007 Kaynak: Cumhuriyet Yazan: Selçuk Erez)

Yazının tamamını http://www.arkitera.com/haber_17799_yikanmayacagiz.html adresinden okuyabilirsiniz.
Sevgiyle kalın.

7 Ağustos 2007 Salı

KOKOŞLUKTA SINIR TANIMIYORUZ :))

Herşey takı kursuna gitmemle başladı. Ben çizgili üzerine minicik de olan desenli giymekten aciz, çok ender takı takan ciddi görünümlü bir hatundum. Takı kursunda hocamız ilk derste bir tabak rengarenk damla boncuğu önüme koydu, ve mum ipe aralıklı dizmemi istedi. Ben tabi düzenli bir biçimde lacivert- yeşil - lacivert yeşil dizerken göz ucuyla beni izleyen hocam müdahele etti, bazen ne kadar karışık o kadar güzeldir diye. Eh iki yılın sonunda verdiği emekleri heba etmeyerek kokoş olma yolunda hızla ilerliyorum :))

Dün, mesaj kutuma gelen fotoğraflar da aynı şeyi düşündürdü, ben kiimm kokoş olmak kim. Daha bir fırın ekmek yemem gerek. Baksanıza ne kadınlar var :)


Bu da köpek tasması, hoş bunda ne var, Minnoşun takacağını bilsem var yaa... :))

3 Ağustos 2007 Cuma

TEL DİZAYN


Yeni yaptığım tel kıvırma kolyem. 0,80 lik teli ikiye katlayıp yuvarlaklar şeklinde kıvırdım. Üzerini ince çiçek teli ile boncuklarla süsledim. Ben çok sevdim : ))) (Alçakgönüllülük beni es mi geçmiş:)) Artık boncukları değerlendirmek için zevkli bir yöntem.