28 Eylül 2007 Cuma

KUZİNE'DEN PASTA GELDİİİ :))

Dün Nenoni geldi Ankara'ya, vee bilin bakalım beraberinde ne getirdi ? :)))))))) Muhteşem bir pasta ve kurabiyeler, hem de kedi kurabiyeler. Sevgili Kuzine taa nerelerden pasta yapıp göndermiş bana. Nasıl sevindim anlatamam.



Pasta muhteşemdi. Büyük incelikle süslenmiş. Bütün hobilerim, mumlar ve boncuklarım konmuş üzerine. Minnoş hanım da pembe polar battabiyesinin altında yerini almış. Onca yola karşın çok güzel görünüyordu. Tabi süslerin yenmesine izin verilmedi. Tabağa alınıp kaldırıldı.

Kediye uzanan ellere vuruldu:))


Pastanın tadına gelince, ben zaten çikolatalı severim. Kuzine sanırım bitter çikolata ekleyerek krema yapmış, hem hafif hem de olağanüstü lezzetliydi.

Bunlar da muhteşem kedi kurabiyeler.

Ellerine ve yüreğine sağlık Sevgili Kuzine.

Bu da son günlerde yaş mama konusunda bizimle inatlaşan ve ciddi ciddi tavır koyan biriciğimiz Minnoş'un surat astığının resmidir. Halbuki pastanın tadına da baktı, tabii ki bayıldı. (Kızım seni hamile sanıyor görenler, annene hem dağıtma yeteneği, hem de oburluk konusunda benzemesen de olurdu :))

25 Eylül 2007 Salı

ANTİK ANKARA

Doğma büyüme Ankara'lıyım. Anıtkabire sayısız kez, Anadolu Medeniyetleri, ve diğer müzelere de birkaç kez gittim doğal olarak. Ancak bir anlatıcı eşliğinde gezmek geçen Cumartesi kısmet oldu. Ayakizi gezi grubu tarafından düzenlenen gezi harikaydı. Rehberimizin turizmci değil arkeolog olması, geziye keyiften öte anlam kattı.

Buyrun Anıtkabir'den başlıyalım.

Anıtkabir'in önündeki meydandaki yer döşemeleri ikiyüz küsur adet her biri farklı Türk halı ve kilim desenlerinden oluşuyormuş.

Yapının her köşesine ayrı emek verilmiş, sütünların arasından Ankara'ya göz atarken tavan süslemelerini es geçmeyin.
2002 yılında açılmış olan Kurtuluş Savaşı Müzesi'ni de gezme fırsatım olmamıştı, bayıldım. Bu ülkenin nelerle kurulduğunu, cepheyi anlatan düzenlemeler çok başarılı. Fondaki tablolar o kadar canlı ki, gerçekten birinin önünde rölyef mi acaba diye uzanıp dokunmamak için kendimi zor tuttum. (Gözlerim pek keskin değil - den de öte az görüyorum napiim.) Kısacası gidin gezin.

Anıtkabir sonrası ise programda İlk Meclis ve Roma Hamamı vardı. Roma Hamamı'na herhalde en son ilkokuldayken gitmiştim. Açık hava müzesi olarak düzenlenen Roma Hamamı'nda bu yıl başlayan bir kazıyla bir ucu Valilik binasının önündeki kazı alanına uzanan antik bir yol bulunmuş demeyelim de varlığı doğrulanmış. (Ben anlatamadım ama,anladınız siz :))

Burada bulunan bir tanrı heykeli işse yenilerde Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmeye başlanmış.

Ve, Haci Bayram Camii ile Augustus tapınağı. Yüzyıllar önce yapılan Hacı Bayram Camii yanıbaşındaki Romalı Komutan Augustus'un yaptıklarını anlattığı önemli yazıtlar içeren antik tapınağı değil yıkmak, taşına dokunmadan, adeta sırtını dayayarak, hafif bi açıyla inşa edilmiş. Hoşgörü ve kucaklaşmayı anımsatıyor ziyaretçilerine.

Ve Etnoğrafya Müzesi. Güzel yapısı ve çağlar boyu Türk yaşam tarzını anlatan eserleriyle keyifli bir yapı. Yorgun olmadığınız bir gün gidin, hemen ardından yanıbaşındaki Resim Heykel Müzesi'ni de gezin elbet.


Sonra kaleye çıktık hep birlikte. Öğle yemeği molasında biz Prinç Han'ı seçtik. Ne keyifli bir mekan. Doğal taş gümüş, resim sevenler illa ki gitsinler. Kalenin orda kime sorarsanız gösteriyor.



Aslında eskiyle köhnenin bir arada olduğu, bin türlü cıngılın satıldığı çıkrıkçılar yokuşunu bilahere bütün günü ayırarak gezeceğim.

Sonrası Anadolu Medeniyetleri Müxesi... Müzeye yıllarını vermiş rehberimizle koşar adım 2,5 saatte gezebildik. binlerce yıl önce yapılmış ilk çömlekteki estetik duygusunun bugüne değin değişmemiş olması bu sefer de düşündürdü beni. Sekizbin yıl geçmiş, düşünme yeteneği, belki el becerisi gelişmiş insanın ama estetik beğeni aynı. Boya, maden işleme teknikleri, vb gelişmeler süslemeyi geliştirmiş sadece.

Ayaklarıma kara sular indi çok yoruldum çokk, ama değdi. Özellikle çocuklarınızı çevrenizdeki müze, eski eserlere götürüp doğru düzgün gezdirmelerini talep edin okullarından.

21 Eylül 2007 Cuma

SEVDİKLERİM

Dikili'de sabah
Nenoni beni sobelemiş. Sevdiğiniz şeyler diye.
Hiç düşünmeksizin aklıma geldiği gibi yazıyorum : )
MİNNOŞ'un şahsında bütün kedi, köpek bilcümle sevimli hayvanları mıncıklamak, sevmek, oynamak, onlarla miskinlik etmek.
Minnoş'un fotoğrafını çekmek (tamam görmemişin kırkından sonra kedisi olmuş, napalımm)
Ufku seyretmek. Yukardaki fotoğrafı çekerken yaptığım gibi, Dikili sahilinde çay içip, kahvaltı ederken izlemesi ayrı bir keyif elbette.
Mum yapmak, boncuklar, ebru gibi hobilerle ortalığı berbat ederek uğraşmak, bir yandan da ertesi gün mum yapım tekniklerinden sınava girecek gibi pür dikkat izleyip peşpeşe soru soran Nenoni'ye laf yetiştirmek :)
Yaptığım ufak tefek takı, mum vs yi sevdiklerime armağan etmek ve duydukları beğeni sözlerini abartarak bana iletmeleri. (Ay kolyen ne güzelmiş, nerden aldın, kardeşin mi yaptı, aa satmıyo muu tüh vah :))
Uyumadan önce hafifinden birşeyler okurken atıştırmak. (Minnoş da yanımda tabi payını isteyecek:))
İyisinden pasta yemek. Çikolatalı tercih etmekle beraber mevsimine göre değişiyor elbet.
Minnoş'la beraber meyveli yoğurt yemek. Bunu çekemedim bir türlü müthiş keyif alıyoruz ikimiz de.
Uzarr gider. Bu konuda sobelenmeyen kalmadı sanırım. O yüzden ben sobelemiyorum kimseyi.
Sevgiyle, sevdiklerinizle kalın...

20 Eylül 2007 Perşembe

ÇANDARLI

Tipik, küçük bir ege kasabası Çandarlı. Denize uzanan dil (burun demiyorum, yamyassı bir arazi zira :)) üzerinde gezerken deniz her yerde çıkıveriyor karşınıza.

Sonbaharda kalabalıklar çekilmiş, yüksek volümlü müzikler susmuşken güzel buralar.

Kasabanın ufak çarşısının içinden geçip yorgunluk atmak için çay bahçesine atın kendinizi.

Hemen önünüzde kız çocuğu balıklara ekmek atarken yudumlayın uludağ gazozunu.

Zaman duruyor sanki.

Ve dönün sonra işe. :((

Sıkıntılı uykuların sabahında isteksizce gözünüzü açın.

İyi ki Minnoş var, yoksa yataktan işe gitmek için (hele tatil dönüşlerinde) nasıl kalkacaktım, bilmiyorum. :)))

18 Eylül 2007 Salı

İYİ Kİ DOĞDUUNN MİNNOOŞŞŞŞŞ

İyi ki girdin yaşamımıza. Seni çokk seviyoruz.


17 Eylül 2007 Pazartesi

TATİL BİTTİ

Eylül'de Ege başka güzel. Minik balıkçı limanı kıyısındaki çay bahçesine oturmuşum.

Ayvalık tostumun yarısı benim, yarısı kedilerin.
Tatil bitip eve dönmenin biricik sevinci, Minnoş'la hasret gidermek oldu.

6 Eylül 2007 Perşembe

KİRPİMİZ OLDU :)

Valla ben de Köşe' de (http://elifinkosesi.blogspot.com/) gördüm, hemen ay ben de kedialayım bloğa dedim ama kedisi Minnoş'a yakışmadı, hiç sevmedim. Sivri çeneli sepetten çıkıp kibar kibar zıplayan uyuz bişi. Minnoş gibi keyfine düşkünn, saraydaki kaplan yavrusu edasıyla iki seksen yatan kızımın yanına yakıştıramadım. Kirpi ise baya şirin. Ben yarın akşam tatile gidiyorum. Lütfen pamuğumu besleyin. (more tuşu ile)

MUTFAKTA İLGİNÇ TASARIMLAR

Anneannem tezgahın üzerindeki tost makinası, bulaşık sepeti, mini fırın, sürahi vs ye bakıp, çok dağınıkk çok, kaldırın şunları derdi. Hal böyleyken aşağıdaki şirinlikleri nereye sığdıracağınız konusunda hiç bir fikrim yok.

Kale şeklinde kek kalıbı. Ancak hangi kek tarifi,keki o incecik tırtıklardan parçalanmadan çıkarabilir merak ediyorum.

Bu her eve kesinlikle lazım. Çikolata fıskiyesi :)) Şeklini sevmedim açıkçası, kaba saba ama işlevi mükemmellll :))

Kutlamalara gülümseme ekler, hoş. (http://www.iwantoneofthose.com/ )



Bu arada mutfak ve tasarım demişken, ben yeni gördüm ve çok beğendim. Şu meşhur 'ajda' ya göre daha ince kenarlı ama alt kısmı tombilik bi çay bardağı. Nerde bulurum diye dolanırken adının banu alkan bardağı olduğunu öğrendim. Gerçekten tasarım da verilen isim de harika.