31 Ağustos 2008 Pazar

BAHÇELERDE BONCUKÇU

Yoğun yağış ve nem , biraz da bakımsızlık, memleketteki evin bahçesini cangıla çevirmiş. Onca otun içine korunmasız giremezdim. Bunun böceği var, kenesi var, ısırganı varrr :)

Ve poşetleri bacaklarıma dolayıp daldım bahçeye.
Önce karayemiş. Aslında çok daha koyu renk olur, ama bu açık renklisiymiş. Biraz kekremsi bir tadı var. Çekirdeğiyle birlikte kaynatılarak yapılan marmeladı güzel oluyormuş. Memlekettekilere sipariş edildi, bakalım.


Finduk :)) Tazesini dalından toplayıp yemek biraz meşakkatli ama tadına doyum olmuyor.


Ve tabii çay. 2.5 yaprak toplanan filizler evde nane gibi kurutuldu. Yeşil çay elde edildi. Denenecek, bakalım nasıl?

28 Ağustos 2008 Perşembe

ADIM KABARIK

Adım Kabarık, Çok da güzelimm...

Bize misafirliğe geldiler bugün, habire fotoğraf çektiler. Eee, güzelim ya o bakımdan :)))









27 Ağustos 2008 Çarşamba

SAHİL YOLUNUN HOPA'YA ETTİĞİ

Çakıl taşlarıyla dolu o muhteşem sahile ne yapmışlar? Şimdi karadeniz uğraşacak dalgalarıyla, yeniden oluşturacak sahili...

Neyse ki iç kesimler hala çok bozulmamış. Anneannemin evinin çevresinden görüntüler...






24 Ağustos 2008 Pazar

DÜNYALARDA BİR TANE : ABUİSLAH

Hopadan Sarp'a doğru giderken, 2 km. sonra bu güzellikle karşılarsınız. Sakın atlamayın. yol kenarındaki çay bahçesinde mola verin ve sonra köyün içine, dağlara vurun kendinizi. Tüm doğu karadenizde olduğu gibi sahil yolu önceden denizle kucak kucağa olan bu güzel yeri denizden koparmış olsa da sırtınızı yola dönüp dağı izleyin.

Köyün eskileri köylerininin tam adını '40 bin köyün güzeli, dünyalarda bir tane, abuislah' olarak söylüyorlar. Çok haklılar, hala çok güzel.









13 Ağustos 2008 Çarşamba

YOLLARDA

Önce doğu karadenize memlekete gittim. Çok çok olmuş gitmeyeli. Sahil yolu bütün doğu karadenizi denizden koparmış. İlçe merkezleri pek betonlanmış ama neyse ki dağlar yemyeşil duruyor. Görüntüleri Ankara'ya döndüğümde aktarırım. Özellikle temmuz 17 - Ağustos 13 'çürük ay' olarak adlandırılıyor memlekette. Çok doğru !!! Hava hep ama hep kapalı. Karadenizin tam ortrasından batan güneşi görmek mümkün olmadı 10 gün boyunca. Bir de yüksek nem, sürekli yağan yağmur. Bu yeşilin bedeli de bu hava elbet.
10 günün sonunda Çandarlı'ya geldim. Güneşşş :)) Kupkuru poyraz esiyor ohh, çamaşırlar hemencik kuruyor :) Deniz soğuk ama buz değil en azından.
Bir süre daha buralardayım. Ay sonunda yeniden Ankara ve Minnoş :)
Önümüzdeki yıl getireceğiz zilliyi yazlığa. Çok endişeliyiz kaybolur diye ama kışın boyun tasmasına alıştırıcağız öncelikle. Bakalım sevecek mi?